FETÖ’YÜ ELEŞTİRİRKEN TARİHSEL ANALOJİDE ENDERUN MEKTEBİ’NDEN YARARLANMAK

Enderunlular ve III. Selimin Cülusu

15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıldönümündeyiz. Darbe teşebbüsünün siyasi, ekonomik, sosyolojik ve psikolojik tahlilleri ile birlikte uluslararası boyutları irdelenmeye, yazılmaya-çizilmeye ve araştırılmaya devam ediyor. Meselenin her boyutuyla kriminal, akademik çalışmalara konu olması ne kadar önemliyse kamuoyunu açık, şeffaf ve doğru olarak bilgilendirmek o kadar önemlidir. Aksi, propagandaya girer ki propagandanın her türlüsü suç organizasyonlarının işine yarar.

Meselenin Cumhuriyet tarihinde bir asra yakın bir geçmişi olunca tarihçiler üzerinde çok durmasa da politikacılar, medya mensupları veya FETÖ konusunda fikir serdetmek isteyen pekçok kişi bu yapının geçmişine, tarihine ve Cumhuriyet tarihi ile olan bağlarına değinmeden geçemiyorlar. Durum da bunu gerektiriyor.

Fakat, durumun bir başka boyutu daha var; suç yapısının kamuoyuna anlatılması çabaları için de tarihten örnekler getirmeye dair tutumlar tarihçiler için daha fazla ilgi çekmektedir. Güncel ve sonuçlanmamış bir durumu açıklamak için meseleye benzerlikler kurulabilecek paralellik arz eden örnekler getirme tutumuna meslek dilinde tarihsel analoji (Historical Analogy) diyoruz. Tarihsel analoji yöntemi ile meseleyi kamuoyuna açıklamaya çalışırken siyasal iktidar Hasan Sabbah’ın suç örgütünü kullanmayı tercih etmiştir. Örgüt mensuplarını madde bağımlısı hale getirdikten sonra cennet vaadi ile Selçuk Sultanlarına ve üst düzey yöneticilerine suikastlarla tanınan bu örgüt haşhaş bağımlıları anlamında haşhaşin adıyla da anılmaktadır. Yine tarihsel anoloji ile meseleyi izaha çalışanların “Kadızadeler Vakası” nı örneklediklerine rastlıyoruz. Kadızadeler de kendi taraftarlarını Osmanlı bürokrasisinde etkin kılıp siyasete etki etmeye çalışmışlar, Köprülü Mehmed Paşa’nın tedbirleriyle etkisiz hale getirilmişlerdir.

FETÖ yapılanmasını ve eleman yetiştirme yöntemini tarihsel analoji ile açıklamaya çalışan ilginç bir örnek de 03 Ağustos 2016 da yayımlanan ve  12 Ağustos 2016’a güncellenen bağlantıdaki (https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/feto-mankurtlarini-kendi-enderun-mektebinde-yetistirdi/620918) (Ateş 2016) FETÖ ‘mankurtlarını’ kendi ‘Enderun Mektebi’nde yetiştirdi  başlıklı haber-yorumun ötesinde eleştirel makaleye yaklaşan yazıda yer almaktadır. Yazıda FETÖ’nün eleman yetiştirme-sağlama yöntemi Enderun Mektebi’ndeki eğitim sistemine benzetilerek tarihsel analoji yönteminden yararlanılmaktadır. Yazının ilk cümlesinde “FETÖ, devlete sızmak amacıyla Osmanlı döneminde yönetici yetiştirmek üzere kurulan “Enderun Mektebi” yöntemini kullandı.” (Ateş 2016)  ifadesiyle bu durumu açıkça belirtmektedir.

Tarihsel analojiler içerdiği hassas ve kritik risklerden dolayı hassasiyet gösterilmesi ve dikkat edilmesi gereken yöntemlerden biridir. Riskleri azaltmanın en kolay ve basit yolu belki iki durum arasındaki benzerlik oranın yüksekliği veya benzerlik durumlarının iyi tanımlanıp daraltılması yoluyla ve benzemeyen yönlerini de açıkça belirtmek olabilir. Bu tutum bile zaman zaman zaman anakronik sapmaları engelleyemeyebilir. Bu bağlamda Cüneyt Ateş tarafından kaleme alınan “FETÖ ‘mankurtlarını’ kendi ‘Enderun Mektebi’nde yetiştirdi” (Ateş 2016) adlı yazının tarihsel analoji için uygun olmadığını ve benzetmenin başarısız olduğunu değerlendiriyorum. Nedenlerini arz edeyim.

Öncelikle; Enderun Mektebi Osmanlı Devleti’nin üst düzey yöneticilerini yetiştiren; şakirdanı (öğrencileri) üstün yetenekli bireylerden Devlet eliyle açık, şeffaf ve kanuni yollarla tanılanan meşru bir kurumdur. FETÖ yapısı Devlete sızarak meşru olmayan yöntemlerle Türkiye Cumhuriyeti’ni uydu devlet haline getirmeye çalışan küresel emperyalizmin ileri karakoludur. Bu haliyle Enderun Mektebi ve FETÖ’nün hiçbir benzerliği bulunmaz.

FETÖ’nün zeki çocukları seçerek devlet birimlerine yerleştirmeye ve etki alanı oluşturmaya çalışması ile Enderun’a zeki öğrencilerin tanılanmasının arasında benzerlik kurmak (Ateş 2016) mantıklı gibi görünmese de bu durumun en büyük farkı AMAÇ-GAYE birliğinin birbirine benzememesidir. Bir tarafta kendi Devletinin, Milletinin, Ülkesinin iyi yönetilmesi için kalkınması için adam yetiştirme öbür tarafta başka devlet/devletlerin çıkarlarına hizmet edip Türk Devletini işlevsiz kılma gibi bir büyük çelişki söz konusudur. Bu açıdan da tarihsel benzerlik kurma olasılığı bulunmamaktadır.

Sözkonusu yazıda “I. Murad zamanında 1363 yılında kurulup 1908 yılına, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar varlığını sürdüren saray okulu olan Enderun Mektebi’ne alınan çocuklara, hem din hem de bilim dersleri veriliyor, bu okullardan mezun olanlar imparatorluğun çeşitli kademelerinde görev alıyorlardı. Bu okulların özelliği, dışarıya kapalı olmasıydı ve çocuklar Osmanlı Devleti’ne kayıtsız şartsız hizmet için eğitiliyordu.” (Ateş 2016) ifadesi de tarihsel analoji için yeterli benzerlik bulunmamaktadır. Yazarın, kurumun varlığını sürdürme olgusuna bugünden geriye doğru baktığı anlaşılıyor. Sürdürme Türkçede eskiden yeniye doğru süreklilik arz eder. Çocuklara “hem din hem bilim” derslerinin verilmesi ile benzerlik ve ilişki kurmak yersiz bir yaklaşımdır. Çünkü “hem din hem bilim” derslerini birlikte alan Enderunlular devlete karşı bu dersleri birlikte aldıkları için isyan etmemişlerdir. Enderun’da çıkan isyanların büyük bir kısmı ikbal endişesiyle ilgilidir. Ayrıca, Enderun’un dışarı kapalı olması iddiası çürük bir iddiadır. Enderun mana ve Saraydaki konumu itibariyle her ne kadar “en derin, en iç” anlamında bugünkü ifadeyle “en özel” anlamında kullanılsa da; iddia edildiği gibi kapalı bir sistem olarak yaşamamıştır. Görevleri ve eğitimleri gereği sarayda yüksek bürokrasinin içinde, törenlerde protokolde, sarayın ihtiyaçlarının karşılanmasında İstanbul’un her yerinde hizmette, seferde orduyla birlikte, görevde Devlet-i Aliyenin her bir beldesinde emre amade olarak çalışmışlar hatta üstlendikleri diplomatik görevler ile ülke dışına hizmete de gitmişlerdir. Özetle Enderun kapalı sistem değil tam aksine yaşayan bir sistemdir. Eğitim dönemlerinde Enderun hâcelerinin (hoca) büyük kısmının saray dışından getirtilmesi kapalı sistem olmadığına farklı bir işarettir. Benzerlik kurmadaki çelişki yazının içinde kendiliğinden beliriyor kurumun asıl gayesinin Devlete kayıtsız şartsız hizmet edecek birey yetiştirmesi ifadesi ediliyor. FETÖ için Devlete kayıtsız şartsız hizmet etme olgusundan söz etmek mümkün müdür? Elbette değil.

Yazar sonraki paragraflarda FETÖ yayınlardan örnek getirerek Enderun Mektebi’nin yöntemlerinden yararlandığını nazara veriyor. FETÖ veya başka bir gayr-ı meşru gayr-ı nizami yapının tarihten örneklerden yöntem araması ve yararlanması mümkün olabilir fakat bu durum Enderun Mektebini tarihsel analoji nesnesi haline getiremez. Yazar, yazının devamında FETÖ yapılanmasının eğittiği çocukları nasıl teröriste ve “mankurt” dönüştürdüğünü anlatıyor. Peki, Enderun çıkmalarına (mezunlarına) terörist veya mankurt diyebilir miyiz? Mimar Sinan’a, Sokullu Mehmed Paşa’ya, Matrakçı Nasuh’a ve dahi nicelerinin hangi birine “terörist” ya da “mankurt” yakıştırması yapılabilir. Buna kimsenin hakkı yoktur, Devleti ve Milleti için hizmet etmiş tüm Enderunluları da saygı ve rahmetle yad etmiş olalım. Bu açıdan da Enderun mensuplarının yetiştirme yöntemlerinin FETÖ ile anılması zorlayıcı bir benzetme olmuştur.

Yazıda son olarak Enderun Mektebi ile Polis Koleji arasında “eğitim formatı” (Ateş 2016) benzerliği kuruluyor. Polis kolejinin eğitim formatından maksat erken yaşta öğrencilerin yatılılık ile üst öğretime veya devlet birimlerine kazandırılması ise bu konu da Enderun Mektebinin eğitim sistemi ile örtüşmemektedir. Çünkü kamu adına yatılı öğrenci yetiştirme Cumhuriyetin erken dönemlerinde Milletin zeki ve kabiliyetli çocuklarına bir taraftan sahip çıkarken diğer taraftan kamunun üst düzey insan kaynağını yetiştirme politikası Cumhuriyet idaresinin en başarılı eğitim politikalarından biridir. Yazıda “eğitim formatı” hakkında açıklama bulunmaması bu konuda tarihsel referansın hangi detaylarda benzeştiği meselesinin anlaşılmasını güçleştirmektedir. Buna bağlı olarak başarısız bir benzetme olarak değerlendirilebilir.

Osmanlı Devleti’nin asırlara Türk tarihinin bin yıllara dayanan geçmişinde iktidara ihanet örneği bulmak çok zor bir mesele değildir. Onlarca örnek bulmak kolaydır. Hatta bu örneklere Enderun’dan bireysel veya ekip halinde isyan ve ihanet örnekleri yok değildir.  Fakat, Enderun gibi köklü bir kültür mirasından veya geçmişten getirilen her örnek içinde birtakım riskler de barındırmaktadır. Meselelere tarihten örneklemler getirmenin en basit riski anakronik risklerdir. Çünkü tarihi olaylar hiçbir zaman doğa olayları gibi birbirinin tıpa tıp aynısı olarak gerçekleşmez ve tekrarlanmazlar. Birbirlerine çok benzeseler de hiçbir zaman birbirinin aynısı olamazlar. Enderun Mektebi tecrübesi Türk siyasal hayatı ile birlikte Türk Eğitim Tarihinin ve Türk Kültür Tarihinin en başarılı ve özgün mirası arasında yer almaktadır. Enderun Mektebi ile FETÖ’nün eleman yetiştirme ve yapılanma yöntemleri arasında söz konusu yazıda yapılan benzetmelerin zorlama benzetmeler olduğu kendi içinde çelişen ifadeler yer aldığı açıkça yer almaktadır. Tarihsel analojide kullanılmayacak en büyük çelişkilerin benzetme unsurlarında amaç, gaye ve meşruiyet konularında ortaya çıktığı değerlendirilmektedir. Değerlendirmenin tüm kapsamı birlikte ele alındığında tarihsel analojiye başarısız bir örnek olarak sunulabilir.

Erol KÖMÜR, 14/07/2026, İstanbul.

Yazıda Sözü Geçen Çalışma

Ateş, Cüneyt. aa.com.tr. 12 Ağustos 2016. https://www.aa.com.tr/tr/15-temmuz-darbe-girisimi/feto-mankurtlarini-kendi-enderun-mektebinde-yetistirdi/620918 (erişildi: Temmuz 14, 2026).