Saltanat devrinde sarayın Rıza Paşa is­minde, ferik rütbesinde bir muhafızı vardı. Maiyetinde bir bölük de asker bulunurdu. Ayrica tüfekçiler de vazife görürdü. Hatta saray muhafızına malûmat vermeksizin Arkeolo­ji müzesinde kanalizasyon bile yaptırılmazdı.

Müze olma kararı verildiği sırada ne bütçesi var ne de maaş karşılığı Halil Bey bu durumu o zamanın valisi Haydar bey’e telefonla anlattı ve beni vilayete gönderdi. Gittiğim zaman Halife hudud haricine çıkarılmış olduğundan vali ile emniyet umum müdürü Muhittin Üstündağ müzakerelerde bulunduğundan kim­seyi kabul etmiyorlardı. Fakat beni derhal kabul ettiler. Durumu kısaca anlattim, Vali Haydar Bey çok anlayışlı ve babacan bir adamdı. Kasayı açtı, bana 1000 lira avans verdi, makbuz göndermemi söyledi, halbuki ben elimde açık bir mak­buzla gitmiştim, doldurup verince çok takdir etti. İşte bu­nunla memurlara ufak avanslar verdim. En mühim odalara da cam takdirdim. Sırası gelmişken şunu da belirteyim; Halil Bey saraya mensup bir zat değildi. Hatta meşrutiyete yapı­lan mitingler ve gezilere bile iştirak etmişti. Fakat Hali­fenin hudud haricine çıkarılmasına gelince, cidden mütees­sirdi, çünkü Mecid Efendi ile senelerden beri şahsi dostlu­ğu vardı. Halife olduktan sonra da bu devam etmişti. Garip bir tesadüf ki son günlerinde Halil Bey’in yağlı boya bir portresini de yapıyordu. Bu sebebden sık sık gidip poz veri­yordu. Hatta hudud haricine çıkarıldığının akabinde saraya gitmiş, mabeyincilerin Halife aleyhindeki sözlerinden çok müteesir olmuştu. Fakat portresini almaya muvaffak olmuştu. Ne gariptir ki Halife resmi bitirememiş altına nâtamam demiş ve hatırımda kaldığına göre hudut haricine çıkacağı günün tarihini atmıştı.

Bir müddet geçtikten sonra Dolmabahçe Sarayında bulunan ve Topkapı Sarayı Müzesine elverişli eşyanın alınması için bir para geldi; Halil beyle beraber Dolmabahçe’ye gittik. Müdür Sezai Bey bizi gezdiriyordu. Halifenin kütüp­hane odasındaki masanın üzerinde kendi el yazıiı ile fazılmış, sabahleyin kalkdığuıdan itibaren takip edeceği mesai proğramı duruyordu. Yanındaki denize nazır odada yine bir masa ve bir de denize çevrilmiş büyük bir dür­bün bulunuyordu. Tuvalet yerinin önünde çevrilmiş terlik­ler ve abdest havlusu asılı bulunuyordu. İnsana şimdi salona girecek imiş gibi bir his uyandırıyordu. Fakat koca dünya, bir dakikada hepsini altüst ediyor. Nitekim tekatüt olduktan sonra, Dolmabahçe Sarayı eşyasının tespit komisyonunda çalıştığım sırada gördük, Mecit Efendi’nin Saray’da kalmış kitapları, resimleri resim malzemesini ve hatta kızının oyuncakları neler neler,  yığın halinde duruyordu.

***

Vaziyet belirdi. Topkapı Sarayı Müzesi için Arkeoloji Müzesine tahsisat geldi. Basit bazı tamirler yapılarak ilk defa Kubbe Altı, Arz Odası, Sofa Köşkü, Mustafa Paşa Köşkü, Bağdat Köşkü, halka açıldı. Bir müddet sonra buna Kızlar Ağası Dairesi de ilâve edildi. Nihayet Maarif Vekâletinden 13.000 liralık bir tamir parası geldi. Bu sırada Halil Bey Avrupa’da tedavide bulun­duğundan ben vekâlet ediyordum, Allah rahmet eylesin, Mimar Zühtü Beyle başbaşa verdik, evvelâ Harem’deki akıntıları kesmeye çalıştık. Kubbe Altında esaslı tamir ler yaptık, perişan halde olan Ak Ağalar Camiini kur­tardık. Baltacılar dairesinde de akıntılara karşı ted­birler alındı.

Müze görevlilerinin tanıklıkları…

Topkapı Sarayı Divan-ı Humayun
Topkapı Sarayı Divan-ı Humayun 1918